![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 15.300
Reputation : 10
Reputation Display :
![]()
My Mood:
|
Sana ne desem bu mavi okyanusta, bir adam gölgesi çıkar karşıma. Saçlarımın sularında dalgalandığı, pusulasız keşfedilen ıssız adaların birinde rüyalara karışır; medlerle gelip, cezirlerle giden amber balıklarına masallar anlatırken bulurum kendimi. Kahramanı sen olan, sonuna pembe noktalar koyamadığım masallar. Uyandığımda, kaleme yapışan ellerime bakar ve seni bana sorgulatan hayatın bir türlü tedarik edemediği beyaz bir kâğıt boşluğunun tam orta yerinde kalakalırım. Anlatamam dudağından yanağına kıvrılan keskinliğin hikmetini, gülünce gözlerinde parlayan ateş böceklerinin nümayişini anlatamam o boşluğa. Sana ne desem, tahtadan yapılmış ütopik oyuncaklarının belkemiğinde bulurum kendimi. Kırıldı, kırılacak. Tahterevallide döndürdükçe hareket eden, durdukça donakalan bir muammaya dönüşür bildiklerim. Suskunluğunun iki ucuna dolanan ipliklerin boğumlaşıp, kördüğüm oluşuna şahit olurum. Bilirim ki o demde konuşmak beyhude, susmak en ağır işkencedir. Sana ne desem ben, ney üflerim Bâbil’in asma bahçelerinde. Biraz Sâdi’ce, biraz Fuzulî terennümlerin geçit resminde, en arka sırada yürürüm. Elyazması bir kitabın sayfalarına aruz vezninde düşen iki kelime oluruz. Ben Leyla’ysam, sen Kays. Şirin’sem, nakkaş olursun şah saraylarında. Sana ne desem ben, katığım bir ekmek arasında köftelenir. Biber domatesim olursun. Bir sen, bir biber, bir domates. Isırdığım her lokmada boğazımda düğümlenirsin. Kamelyalarda çiçekleri çoktan kurumuş hanımelilerinde sabitleştiririm, yaz günlerinden kalma esrik bakışlarımı. İki anlamanın en kenar kısmından sana seslenirken, eskiyen bir bedenin ağlamaklı türkülerinde bulurum kendimi. Hüzzam makamından bestelere vurur, bütün sazlarımın bamteli. Sazendelerdeki kedere yaslanır, nihavendî besteler yaparım gülüşünün akşam serinliğinden. Ben sana ne desem, rüzgarında uçurtmamı savurmak, zor bir benzetmede hataya denk düşer. Teşbihte hatayı affetmeyen üçüncü şahısların sapan taşlarıyla kırılır uçurtmamın iskeleti. Masumiyetimden geriye ne kalmışsa, şaşkınlığımın ortasına yığılır. Sana ne desem, azlığım, zenginliğinin arasından geçmeyen bir teneke saksıdır şimdi. İçine fesleğen, reyhan ekilen, sardunyaların açıp açıp solduğu.. Ustalıkla yetiştirdiğin çiçekleri seyrederken; bendeki filizle açılan bodur güllerin kusurunu kendime atfederim hep. Ben sana ne desem, uzun ve çetrefilli yollardan geçmek, boşa harcanan zamanın adına işaret eder. İşaret parmağımda sen gibilerden bir karanfil. İçinde bir diş demlendiğin çaydan, karanfil kokunun buğusu yayılır etrafa, . Şekersiz öksüz kalan çay kaşığını bahane edip, tadım kaçıverir, en koyu muhabbetlerin olmadık yerinde. Sana ne desem ben, ikiyle ikiyi çarpıp elde hep bir hüzün kalır. Matematikten anlamadığımı söyleyenlere, kitap kenarlarına iliştirdiğim not kağıtlarını hediye ederim. Kabullenmiş yüzlerin haritasını çizerim eski bir ceylan derisi atlasa. Sana ne desem, süresi kısalmış bir saatin klasik hareketlerini bulurum sözlerinde. Tedirgin ve kırpılıp duran gözlerinin dikildiği ufka rasathaneler inşa eder ve oradan bakarım sana. Kendimi yanında bırakıp, uzaklara gidişim de ondandır hep. Elimde bir teleskopla, göz göze gelebilme telaşım. Sana ne zaman ne desem ben, kocaman talim sahalarında, kayıtsızlığına bilerek yenik düşen, sözleriyle seni bir türlü vuramadığını zannettiren acemi bir cirit atıcısı olurum. Oyunda hile yapan ben, zaferleriyle şöhret bulan sen olursun. Sana ne desem ben, boşluğunun yeri dolmaz. Ümitlerle gelip, yılgınlıklarla geri dönen talihsiz bir bezirganın kafilesinde bulurum kendimi. Kırbamda, hayalinle bereketlendiğini varsaydığım son suyum. Az ilerde seraba dönüşmüş birkaç mutlu an’a yürürüm. Sana ne desem ben, bazı kelimelere haram karışır, bazı cümleler olur mundar. Nehyedildiğim şiirlerde kaçak bir kafiyeye dönüşür, tekrar edilirim her mısra sonunda. Fasih olmayan sözlerim balmumuna bulandığında, pervanenin mumla, fitilin ateşle ünsiyetini çözümlerim. Yanmak bana düşer. Sana ne zaman ne desem, ok vurulmuş, delinmiş sinedeki yara olurum ben. Coşkun nehirler gibi çağlaya yatan, gönlümü gönlüne bağlayan bir ağıt; her zılgıtta yenilenen iç çekişlerinde, acıyla bırakılan nefes olurum. Bir ilkbahar gibi geçersem bir gün senden; ilkliğinden, iliklerine kadar tekliğinden. Tüm anılarımda, adının baş harfinden. Kendimden. İşte o zaman, sana, nerde, ne desem, tevbeye yeltenmiş sancılı alın; bir dergâhın en günahkâr kulu olurum ben. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|